070824-N-2659P-191
PACIFIC OCEAN (Aug. 24, 2007) - Nimitz-class aircraft carrier USS John C. Stennis (CVN 74) leads guided-missile cruiser USS Antietam (CG 54) prior to conducting an air power demonstration. The air power demonstration showed the capability of Stennis and Carrier Air Wing 9 to service members' family and friends who were invited to get underway with the ship. Stennis is returning to the United States after a 7.5-month-long deployment promoting peace, regional cooperation and stability and supporting the global war on terrorism. U.S. Navy photo by Mass Communication Specialist 3rd Class Paul J. Perkins (RELEASED)

Akdeniz’de hayalet gemiler

Bir ülkenin gözlerimizin önünde çürüdüğünü görmek ne acı! Çaresiz bir milletin küresel odakların jeopolitik kavgalarına kurban edilmesine şahit olmak ne bedbahtlık!

Suriye’nin düzlüğe çıkıp meşrû bir idareye kavuştuğunu, Suriyelilerin huzur ve refah içerisinde yaşadığını görmeye ömrümüz yetecek mi acaba?

Seneler önce Suriye ile ilgili tez yazmaya başlarken tek bildiğim, çocukluğumun geçtiği Maraş’ta izlediğim Suriye televizyonlarındaki Hafız Esed görüntülü marşlar ve Arapça çizgi filmlerdi. Her zorba rejimde olduğu gibi Suriye basını da ‘mutlu ülke’ tablosu çiziyordu.

Sonradan öğrendim Suriye’de duvarların bile korktuğunu! Suriye zindanlarının nasıl bir gayya kuyusu olduğunu! Gidenin gelmediğini, gideni arayanların bile kaybolup gittiğini! Okumaya devam…

AB

Avrupa 2015’te dağılacak mı?

Bu sorunun cevabını 2015 yılı boyunca Yunanistan, Finlandiya, İspanya, Polonya, Danimarka, İngiltere, Finlandiya ve Estonya’da sandık başına gidecek Avrupalı seçmen verecek. Avrupa’nın tarihî bir kavşakta olduğu, tüm kıtada ‘hayal kırıklığı’ dolu, içten içe yanan ve debisi gittikçe artan bir dip-dalganın bulunduğu, avro bölgesindeki huzursuzluğun gün geçtikçe arttığı ve 20. yüzyıl modeli merkez-sağ veya merkez-sol partilerin miadını her geçen gün daha da doldurduğu gerçekleri de bu seneki seçimlerin belirleyici unsurları olacak. Popülizm ile realist siyaset arasına sıkışan siyasi partilerin ve liderlerin Avrupa’da son zamanlarda tırmanışa geçen yabancı düşmanlığı ve İslamofobi konusunda nasıl bir tavır alacakları ise merak konusu. 20. Yüzyılın entegrasyon ve birlik projesi olan Avrupa Birliği (AB) için 2015 oldukça hassas imtihanların verileceği ve ciddi siyasi ve toplumsal krizlerin yaşanacağı bir sene olacak. AB’nin ve üye ülkelerin Türkiye’ye yaklaşımı ise bu imtihan ve krizlerin şiddetini değiştirebilecek ağırlıkta bir faktör… Okumaya devam…

bayırbucak türkmenleri

Ensar olabiliyor muyuz?

Yazıya “Bayırbucak Türkmenleri’ne kapılar açık mı?” başlığını atacaktım, vazgeçtim.

Zira, niyetimiz yıkmak değil, yapmak; tahrip değil tamir.

Hafta başında Bayırbucak Türkmenleri’nden Mustafa Abdurrahman’ın kalp krizi geçirdiği için Yayladağı’na götürülmek istendiğini ama sınır kapalı olduğu ve gelen ambulans da “yaralı değil” deyip hastayı almadan döndüğü için hayatını kaybetmesini öğrenmem canımı çok sıktı.

74 yaşındaki Bayırbucaklı Mahmud Molla’nın beyin kanaması geçirip sınırda 13 saat bekledikten sonra içerdeki sahra hastanesine gönderilmesi ve felç olması asabımı bozdu. Okumaya devam…

ALEPPO, SYRIA - APRIL 5: Barrel bombs of Assad forces destroy Nayrab district of Aleppo and wound many on April 5, 2014, Syria. (Photo by Memun Hatib/Anadolu Agency/Getty Images)

Suriye 2014: Jeotrajedi

Suriye’de siyasi çözüm arayışları ile dört yıla yakındır oyalanan uluslararası çevrelerin jeopolitik ve jeostratejik hesapları Suriye’de tek şey üretti: Jeotrajedi!

Rakamlar anlamsızlaştı artık; istatistikler, grafikler, raporlar gerçekleri söylemek yerine bölgedeki nüfuz arayışının manipülasyon araçlarına dönüştü.

Çok katmanlı, çok boyutlu çatışma içerisinde, olan mazlum Suriyelilere oldu: Bir halk topyekûn yokluğa, göçe, mağduriyete mahkûm edildi. Bir medeniyet merkezi yerle bir oldu!

Aşılmadık kırmızı çizgi, söylenmedik yalan, kullanılmayan silah, ihlal edilmeyen insan hakkı, unutulmayan taahhüt kalmadı.

Nüfuz savaşlarının merkezi hâline gelen Suriye, hemen her ölçekteki bölgesel ve küresel aktörün kendi kapasitesini test ettiği bir labaratuvara dönüştü!

Kimi septik çevreler dört sene önce Suriyelilerin haklı taleplerle ayağa kalkmasını ‘komplo’ diye tavsif ediyorlar ve Esed rejimini ‘direniş hattı’nın bir parçası olarak görüyorlardı. Durdukları yer yanlış olduğu için gördükleri şeyler ve yaptıkları tespitler de külliyen yanlıştı!

Gelinen noktada bu çevrelerin payını da tarih ve insanlık kaydetti! Okumaya devam…

Protester_wearing_hat_with_R4bia_sign_in_Maadi-Cairo_20-Sep-2013

R4BİA dönemi bitti mi?

Mısır’da 3 Temmuz 2013’te meydana gelen darbe, başta Mısır olmak üzere bölge dengelerinin kodlarıyla oynayan büyük bir felaketti. Ama darbeye ‘darbe’ bile diyemeyen uluslararası çevreler ve iktidarlarını koruma kaygısıyla yaşayan monarşiler darbeden yana tavır aldılar. Ne demokrasinin rafa kaldırılması ne Rabia ve Nahda meydanlarında gerçekleştirilen vahşi katliamlar ne 18 aydır devam eden barışçıl darbe karşıtı gösteriler ne de darbe yönetiminin dakikalar içinde binlerce kişiye idam kararları vererek ve çocukları bile darbe karşıtlığından tutuklayarak hukuku paçavraya çevirmesi umurlarında oldu.

Aynı çevreler Sisi yönetimi üzerindeki darbeyle ilgili tüm izleri silmek ve bir türlü kazanamadığı meşruiyeti kendisine kazandırmak için adeta seferber oldular. Birbiri ardınca Avrupa ülkelerinin Sisi’yi ağırlama yarışına girmesi bundandı. Okumaya devam…

ak_saray

Milli İrade ve Ümmetin Sarayı

Geçen yıl bugünlerde Türkiye uçurumun kenarından döndü.

Aslında Türkiye ile birlikte İslam Dünyası da büyük bir tehlike atlattı.

‘Milli İrade’yi temsil eden seçilmiş hükümete karşı darbeye teşebbüs edilmesi Yeni Türkiye’nin Ak Parti kadroları ve Tayyip Erdoğan eliyle inşâ edilmesini önlemeye yönelik küresel bir hamle değildi sadece, Yeni İslam Dünyası’nın inşasında Türkiye’nin öncü ve hâmi olmasının önünde barikat kurma, yeniden ‘tarihe dönüş’ünü engelleme operasyonuydu aynı zamanda. Çöktü.

Ama geride birçok hasar bıraktı; bir sene sonra hâlâ devam eden türbülanstan çıkış için hemen her sahada çetin bir mücadele veriliyor bugün. Toplumsal travmalara sebep olan Gezi ve 17/25 Aralık sürecinin tırmandırdığı psiko-sosyal gerilim de henüz izale edilebilmiş değil. Okumaya devam…

cihangir işbilir

Batı dünyasını çifte standarttan vazgeçmeye davet ediyoruz

Uluslararası Rabia Platformu Koordinatörü İşbilir, “Batı dünyasını çifte standarttan vazgeçmeye ve evrensel insan haklarını sadece kendilerinden olana değil tüm insanlığa uygulamaya davet ediyoruz” dedi.

Uluslararası Rabia Platformu Koordinatörü Cihangir İşbilir, “Dünya İnsan Hakları Günü münasebetiyle Batı dünyasını çifte standarttan vazgeçmeye ve evrensel insan haklarını sadece kendilerinden olana değil tüm insanlığa uygulamaya davet ediyoruz” açıklamasını yaptı.

İşbilir, yazılı açıklamasında, “en utanç verici” insan hakları gününün bugün olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:

“İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin imzalanmasından bu yana en utanç verici, en karanlık ve en trajik insan hakları günü bugün. Yakın tarihin en büyük insani hareketliliği tüm dünyanın gözleri önünde Suriye’de gerçekleşiyor. 4 yıldır 300 bini aşkın insan katledildi. Binlerce çocuk kimyasal silahlarla hunharca öldürüldü. Milyonlarca Suriyeli evsiz kaldı, kendi ülkesinde mülteci konumuna düştü, milyonlarcası komşu ülkelere sığındı. Dünya, Suriye’deki bu insani trajediye hala çok sessiz. İnsanlık, Suriye’de küresel siyasete kurban edildi. Suriyeliler şimdi Esed’in bombaları, soğuk kış şartları ve imkansızlıklar içerisinde yaşamaya çalışıyorlar.”

Filistin’de İsrail işgalinin ve ayrımcı politikalarının tüm şiddetiyle devam ettiğini vurgulayan İşbilir, İsrail’in Gazze’ye yönelik son saldırılarında iki bini aşkın sivilin katledildiğini aktardı.

Yeni yerleşim yerleriyle Filistinlilere ait mülklerin gasbedildiğine dikkati çeken İşbilir, “Kudüs’teki iskan politikalarıyla ve Mescid-i Aksa’ya yönelik yıkım ve sınırlandırma girişimleriyle Müslümanlar en temel haklarından mahrum bırakılıyor. Uluslararası güçler ve kurumlar, İsrail’in uyguladığı terörü ve insan hakları ihlallerini görmezden geliyor” ifadelerini kullandı.

İşbilir, Mısır’da, halkın oylarıyla seçilen ilk cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye yönelik  3 Temmuz 2013’teki darbenin üzerinden 17 ay geçtiğini hatırlatarak, şöyle devam etti:

“Rabia ve Nahda meydanlarında katledilen binlerce insanın hesabı sorulmadı. İnsan hakları örgütleri, Rabia ve Nahda meydanlarında insanlığa karşı suç işlendiğini tescil ettiler. Darbe süresince 20 binden fazla insan darbe karşıtı oldukları için tutuklandı. Barışçıl gösteriler silahla ve şiddetle bastırılmaya çalışılıyor. Darbeye ‘darbe’ diyemeyen ülkeler ve uluslararası odaklar Mısır’daki insan hakları ihlallerinden sorumludurlar. Batı’da Müslümanlar üzerinde İslam karşıtı baskı, ayrımcılık ve İslamofobik yayınlar her geçen gün artıyor. İslamofobi, antisemitizm gibi suç sayılmalıdır. İslamofobi en sinsi insan hakkı ihlalidir ve ırkçılıktır. Dünya İnsan Hakları Günü münasebetiyle Batı dünyasını çifte standarttan vazgeçmeye ve evrensel insan haklarını sadece kendilerinden olana değil tüm insanlığa uygulamaya davet ediyoruz.”

İşbilir, İslam dünyasını da kapsamlı bir barış ahlakını, İslam’ın evrensel mesajında bulunan insan haklarını hatırlamaya ve uygulamaya çağırarak, insanı hiçe sayan, insan haklarını vahşice elinden alan zalim ve işgalci rejimlere ve darbe yönetimlerine karşı sağlam iradeli bir duruşa davet etti.

Muhabir: Kenan Irtak