Fildişi Sahilleri

(8 Ocak 2010)

Fildişi Sahilleri’nde hâli hazırda cereyan eden sorunların kökenine inmek ve devlet içi çatışmanın sebep ve sonuçlarını tahlil etmek için, ülkenin etnik, demografik, tarihî, dinî, coğrafî ve ekonomik özelliklerini incelemek gerekmektedir. Aşağıda detaylı bir şekilde analiz edileceği gibi Fildişi Sahilleri’nin potansiyel güç rezervleri aynı zamanda zaafları haline gelmiş ve pek çok faktörün etkisiyle sahip olduğu kültürel çeşitlilik ve doğal kaynaklar gibi zenginlikleri, ülkeyi, içinden çıkılması oldukça oldukça zor ve karmaşık çatışmalar zincirine sürüklemiştir.

Fildişi Sahilleri 1893’ten 1960’a kadar Fransız kolonisi idi. Zengin Baule ailesinden gelen Felix Houphet Boigny, 1945-46 yıllarında Fildişi Sahilleri Demokratik Partisi’ni kurdu ve Fransa Ulusal Meclisi’nde Fildişi Sahilleri’nin vekâletini kazandı. Boigny aynı yıl Fransız kolonisi ülkelerdeki anti-kolonyal hareket olan Rassemblement Demovraticue Africain (RDA)’nın liderliğini kazandı. 1960’da Fildişi Sahilleri Cumhuriyeti (Republic of Ivory Coast) olarak bağımsızlığını kazandı ve 1960’dan 1993’e kadar Felix Houphouet Boigny tarafından yönetildi. Her ne kadar bağımsızlığını kazansa da Fransa her zaman Fildişi Sahilleri’nin müttefiki olagelmiştir.[1]

Fildişi Sahilleri, Batı’da Liberya ve Gine, kuzeyde Mali ve Burkina Faso, doğuda Gana ve güneyde Kuzey Atlantik Okyanusu ile çevrelenmiş[2] 21.1 milyonluk nüfusa ve 322.462 km2 lik bir yüz ölçüme sahiptir. Topografik olarak da ülke ikiye bölünmüştür: Ormanlık güney bölgesi ve bozkır kuzey bölgesi. Nüfusun %78’i güneyde yaşamaktadır.[3] 1893’ten 1960’a kadar Fransız kolonisi olan Fildişi Sahilleri, Batı Afrika’daki en çok dilin konuşulduğu ülkelerden birisi olmakla beraber en Frankofon[4] ülkelerinin de başında gelmektedir.[5] Resmi dil Fransızcadır ve fakat ülkede en yaygını Dioula dili olmak üzere 60 kadar yerel dil konuşulmaktadır.[6] Fildişi Sahilleri’nin etnik ve dini yapısı da hayli çeşitlilik arzeder: Nüfusun % 38.6’sı Müslüman, % 32.8’i Hıristiyan, % 11.9’u yerel dinlere mensuptur. Ağırlıklı etnik grup ise % 42.1 ile Akanlardır.[7]

Fildişi Sahilleri, dünya kakao üretiminde birinci sıradadır. Bunun yanında kahve, elmas, kauçuk, pamuk, petrol ve altın rezervlerinde de oldukça zengin olan ülke, hem yerel aktörlerin, hem bölgesel hem de küresel güçlerin kâr paylaşım mücadelesine sahne olacak pek çok zenginliği barındırmaktadır.

Çoğu Afrika ülkesine nispeten bağımsızlığını kazandığı tarihten (1960) 90’lı yılların başına kadar istikrar ve refah sembolü olmuş olan Fildişi Sahilleri’ndeki, on beş yıla yaklaşan çatışma ve gerilim atmosferinin oluşmasında pek çok faktörün etkisi vardır. Sorunun çözümü ertelendikçe daha da derinleşmekte ve çapı genişlemektedir.

 

Sorunun Tanımı

Fildişi Sahilleri’ndeki sorunun kökenleri, en iyi ‘sosyal hâkimiyet teorisi’[8] ve ‘etnik çatışma veya etnik antagonism teorisi’[9] ile açıklanabilir. Ülkede bazı etnik gruplar Müslüman ve kuzeyde yaşarken, bazıları Hıristiyan (Katolik) ve güneyde yaşamaktadır. Yani keskin, etnik-dinî bir bölünmüşlük mevcuttur.[10] Din ve etnisite çok farklı iki kimlik unsuru olsa da Fildişi Sahilleri’nde, geniş kitlelere kimlik kazandırmadaki etkileri ve oluşumları oldukça benzerlikler arzeder.

Etnik çatışma veya etkin antagonism teorisine göre, “gruplar aynı ekonomik pazar veya emek piyasası içinde rekabet etmeye başlarlar ve benzer ekonomik, siyasal ve sosyal kaynaklara ulaşma kabiliyetlerine sahip olurlarsa, etnik hareket meydana gelir.” Sorunun açıklanması sadece bir sebebe indirgenemese de ve siyasi ve ekonomik sebepleri olsa da sorunun derinlerinde yatan ve aşağıda süreci incelenecek olan ve ülkeyi 2002 darbesine götüren asıl faktör ülkenin etnik ve dinî bölünmüşlüğü ve kimlik farklılıklarının, özellikle 1990’ların ortalarından itibaren, politikacılar tarafından siyasi oportunizm aracı olarak kullanılmasıdır. Şayet güçlü gruplar, ülkedeki ekonomik kaynakları tekellerinde bulundururlarsa alt gruplar bununla mücadele etmek için harekete geçerler. Ülkede çok partili hayata geçilmiş ve fakat Hıristiyan (Katolik) ağırlıklı hükümetin hâkimiyeti söz konusu olmuştur. Bu durum ülkeyi istikrarsızlığa sürükleyen önemli bir etken olmuştur. Sorunun bu safhaya gelmesinde Fransız kolonyal felsefesinin asimilasyon politikasının da etkisi vardır. Büyük Fransa’yı oluşturmak için vatandaşlık verilen Fildişi Sahilliler içinde Katolik Hıristiyanlar hep ayrıcalıklı bir konumda olmuşlardır. Bu da derinlerdeki ayrışmanın ve gerilimin yüzeye çıkmasına sebep olmuştur.[11]

Fildişi Sahilleri, Eylül 2002’deki başkan Başkan Laurent Gbagbo’ya karşı düzenlenen darbenin ardından isyancıların kontrolündeki kuzey bölgesi ve hükümetin kontrolündeki güney bölgesi olmak üzere ikiye ayrıldı. Daha sonra iki bölge arasında BM, Fransa ve Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik Birliği (ECOWAS) askerlerinin kontrolündeki güvenli bölge (buffer zone) oluşturuldu. 2007’deki barış anlaşması ile isyancı grubun hükümete katılması kabul edildi ve yıllar sonra ilk defa tek hükümet kurulma ümidi doğdu. Buna rağmen ikiye bölünmüşlük hâli sona ermedi. Uzun süredir ertelen başkanlık seçimleri 29 Kasım 2009’da yapılması beklenirken bir kez daha ertelendi.[12] Fransa’nın hazırladığı ve oybirliği ile alınan karara göre[13] Birleşmiş Milletler (BM), seçimler gerçekleştiği takdirde, üzerinden en az üç ay geçtikten sonra ülkeye yönelik yaptırımları gözden geçirebileceğini açıkladı. BM, 2004 senesinde silah ambargosu, Fildişi Sahilli politikacılara yönelik seyahat sınırlamaları ve varlıkların dondurulması kararlarına 2005’te ham elmas ihracat yasağını eklemişti. Güvenlik Konseyi’nin kararlarına rağmen, elmas ambargosu, uluslar arası yardım bahanesiyle ve silah girişi de farklı yollardan ve bazı ülkelerin yardımıyla pek çok defa delindi. Ambargoya rağmen kuzey ve güneydeki taraflar silahlanmaya devam ediyorlar. Araştırmalar, Malililerin çok kuvvetli ticari bağlantıları olduğunu gösteriyor. Uzmanlar Burkina Faso’nun da yasa dışı ticarete katıldığını iddia ediyorlar ve Gine ve Liberya’yı illegal ticareti denetlemeye davet ediyorlar. Aynı zamanda İsrail hükümetine de İsrailli şirketlerin yasadışı ticarete katılıp katılmadıklarını araştırmak için teşebbüs etmeye ve yasadışı elmas ihracatını engellemek için Lübnan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni elmas işleme faaliyetlerini gözlemlemeye davet ediyorlar. [14]

Bir zamanlar istikrar modeli olarak anılan Fildişi Sahilleri, bir türlü rahat yüzü görmeyen pek çok Batı Afrika ülkesi gibi, iç çatışmaya sürüklendi. 2002 yılından beri, ülke, anlaşmazlıklara yavaş yavaş politik çözümler üretmek üzere iken, barış görüşmeleri yerini yenilenmiş şiddete bıraktı.[15] Fildişi Sahilleri’ndeki sorun, devlet içi etnik bir çatışma olmaktan çok, doğal zenginliklerin paylaşımına dayalı bölgesel ve uluslar arası bir sorunun özelliklerini taşımaktadır ve “ne savaş ne barış” (no war, no peace) diye nitelenebilecek durum, zaman geçtikçe kendi rantını ve menfaat odaklarını oluşturmuş ve sadece iç dinamiklerce çerçevesi çizilen bir insiyatifle, 2007 Martından sonra, sorun, çözülme eğilimine girmekle birlikte henüz çözüm yolunda tünelin ucu görünmemiştir. Yerel aktörler olan güneydeki hükümet birlikleri ve kuzey bölgesini elinde tutan Yeni Güçler (isyancılar)la birlikte Fransız güçleri (Unicorn), BM Barış Gücü (UNOCI) ve Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik Birliği (ECOWAS) arasındaki güç ve iktidar mücadelesi Fildişi Sahilleri’ndeki sorunu, bugün, çok boyutlu uluslararası bir problem haline getirmiştir.

 

Sorunun Ortaya Çıkışı

Fildişi Sahilleri’nde muhalefet partileri 1990’da yasal hale geldi ve ülke ilk defa çok partili hayatla tanışmış oldu. İlk çok partili başkanlık seçimlerini 30 yıldır ülkeyi yöneten Houphouet-Boigny seçimi kazandı. Houphouet-Boigny’nin 1993’te ölmesiyle başkanlık koltuğuna Henri Konan Bedie oturdu. 1995’te muhalefet partilerinin adaylarına sınırlamalar getirildiği için boykot ettiği seçimlerde Bedie yeniden başkanlığa seçildi. 1999 Haziranında ülkenin kuzey bölgesinden Müslüman kökenli Alassane Ouattare Uluslar arası Para Fonu (IMF)’deki görevini bırakarak 2000 başkanlık seçimlerinde aday olmak ve ülkeyi dini ve etnik olarak bölen Bedie’ye rakip olmak için ülkeye döndü. Ancak, rakipleri Ouattare’nin etnik olarak Fildişili olmadığını Burkina Fasolu olduğunu iddia ederek seçilmesini engellemeye çalıştılar. 1999’da Robert Guei tarafından darbe yapılarak Bedie yönetimine son verildi ve Bedie Fransa’ya kaçmak zorunda kaldı. Bedie, kuzeyli Müslümanlara karşı uyguladığı ayrımcı politikalar ve yabancı düşmanlığının tohumlarını ekmekle suçlanıyordu. Bedie’nin politikaları derin etnik bölünmelere sebep oldu.[16] Halefi Guei de rakibi Ouattara’ya seçim yasağı uygulayarak bu ayrımcılığa devam etti.[17]

Guei, 2000 seçimlerini kazandığını ve başkan olduğunu iddia etse de seçimlerde hile yaptığı gerekçesiyle başlayan ayaklanmalar sonucu Fildişi Sahilleri’ni terk etmek zorunda kaldı. Laurent Gbagbo[18], seçimin gerçek kazananının kendisini olduğunu ilan etti. 2000 Ekim ayında, Seçimlere girmesi engellenen muhalefet lideri Ouattara, seçimlerin yenilenmesini istedi. Ülke bu gerilim ortamında Gbogbo’nun güneyli Hıristiyan taraftarlarıyla Ouattara’nın kuzeyli Müslüman destekçileri arasındaki çatışmalara sahne oldu. Gbogbo’nun partisi, Fildişi Halk Cephesi (IPF) Aralık 2000’de gerçekleşen parlamento seçimlerinden zaferle çıktı ve birindi oldu. 2001 Ocak ayında hükümete karşı darbe girişimi başarısız oldu. 2001 Mart ayında Başkan Gbogbo ve muhalefet lideri Ouattara ilk defa bir araya gelip çatışmaları durdurma ve ülkedeki gerilimi düşürmek için beraber çalışmaya karar verdiklerini açıkladılar. 2001 Mart ayında yerel seçimlerde çoğunluğu kazanan Ouattara’nın partisi başkanlık seçimlerinin de yenilenmesini istediler. Bu arada muhalefet lideri Ouattare aldığı sürgün cezasını Fransa ve Gobon’da geçirdikten sonra ülkeye döndü ve 2002 Ağustos ayında kabinede dört bakanlık elde etti. 19 Eylül 2002’de ülkenin ekonomik başkenti Abidjan’da yaklaşık 800 askerin görevden alınmalarından dolayı mutsuz olmaları sebebiyle başlattıkları ayaklanma genişleyerek tüm ülkeye yayıldı ve Fildişi Sahilleri Vatansever Hareketi güçleri ülkenin kuzeyini kontrol altına aldılar. Böylelikle ülke fiilen ikiye bölünmüş oldu.[19]

Kalkışmanın ilk gününde içlerinde General Guei ve ailesinin de bulunduğu 270 kişi Abidjan’da öldürüldü.[20] Birkaç ay için de bu rakam 10 000 kişiyi geçti. Bir milyondan fazla kimse evsiz kaldı ve komşu ülkelere sığınmak zorunda kaldı.[21] İsyancılar Guei’nin de memleketi olan Liberya sınırında saldırılarını yoğunlaştırarak 30 Kasım’a kadar bu bölgedeki Danane, Man ve Toulepleu şehirlerini ele geçirdiler. İsyancı liderleri General Robert Guei’nin intikamını alacaklarını ve hedeflerinin San Pedro ve nihayet Abidjan’ı ele geçirmek olduğunu ifade ediyorlardı.[22] Muhalefet lideri ve aynı zamanda eski başbakan olan Allassander Ouattare’nin evi ateşe verildi ve Fransız büyükelçiliğine sığınmak zorunda kaldı. Yine eski başkanlardan Henri Konan Bedie de Kanad büyükelçiliğine sığındı.[23]

İsyancılar, yasal olarak kabul etmedikleri Başkan Gbogbo’nun istifasını, altı ay içinde adil ve bütün partilerin katılımına izin verilen bir seçim istiyorlardı. Zira 2000 seçimlerinde on dokuz adayın on dördünün seçimlere girmesi engellenmişti.[24] Muhalefet partilerini destekleme ihtimaline binaen on binlerce kişiye de Fildişi kimliği verilmiyordu, böylelikle seçmen kitlelerine müdahale edilmiş oluyordu.[25] Bununla beraber, çoğunluğu Müslüman Kuzey bölgesinden olan isyancılar, Hıristiyan Güney bölgesinin kendilerine uyguladığı etnik ayrımcılıklardan şikâyet ediyorlardı.[26] Onlara göre krizin kökleri Başkan Gabogbo’nun etrafında dönüyordu. İsyancılar, Gbogbo idaresinin kendilerine köle muamelesi yaptığını ve demokrasi perdesi arkasındaki diktatörlüğe isyan ettiklerini söylüyorlardı.[27] Amaçlarının bu ayrımcılığa bir son vermek olduğunu ifade ediyorlardı. Aynı zamanda isyancılar, Kuzey bölgesinde, 1990’dan beri etnik köken ve kimliklerinden dolayı politik olarak dışlandıkları hissinin yaygın olduğunu ifade ediyorlardı.[28]

Fildişi Sahillerindeki bu durum klasik Batı Afrika çatışmalarının karakteristiklerini göstermektedir. Daha önce diğer çatışma bölgelerinde de savaşan bazı gruplar bu defa Fildişi Sahilleri’nin batısında savaşmaktaydı. İsyancı gruplar, üç grupta incelenebilir: Bunlardan birincisi ayaklanmayı ilk defa başlatan Fildişi Sahilleri Vatansever Hareketi (MPCI); ikincisi, Adalet ve Barış Hareketi (MJP) ve üçüncüsü, Fildişi Halk Hareketi ve Büyük Batı (MPIGO). Aralık ortasında MPIGO ve MJP birleşerek MJP adıyla anıldıklarını açıkladılar. İsyanın başladığı yılda MPIGO ve MJP’nin lideri olarak Felix Doh ve Deli Gaspard öne çıkmaktaydı. Hükümet ise MPCI’nin yabancı bir ülke tarafından desteklendiğini iddia ediyordu. Herhangi bir delil olmamakla birlikte isyancı gruplar bazı yerlerden kendilerine fon sağlıyorlardı. [29]

İsyancı gruplar daha sonraları Yeni Güçler (New Forces veya orijinal isimleriyle Forces Nouvelles) olarak anılmaya başlandı. Güney bölgesinde de düzenli ordudan başka Gbagbo yanlısı Genç Vatanseverler (Young Patriots) isimli paramiliter bir grup oluştu.

 

Sorunun Gelişimi

Bir hafta geçmeden isyancılar ülkenin ikinci büyük şehri Bouake’yi ve başkent Yamoussoukro’ya 70 km mesafedeki Tebissou’yu ele geçirdiler. Fransa yirmi bin Fransızın binini tahliye etti. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Gana’daki üsten gelen özel kuvvetler yardımıyla Bouake’de mahsur kalan vatandaşlarını kurtarıp ülke dışına çıkardı. Fildişi Sahilleri hükümeti yabancı bir devleti bu ayaklanma ve darbe girişimine destek vermekle suçladı. İşretler Burkina Faso’yu gösteriyordu. Bu arada Nijerya hükümeti de Fildişi Sahilleri hükümetine hava kuvvetlerinden jetleri tahsis ederek destek vermeye başladı.[30] Burkina Faso Başkanı Campaoré ise çoğunluğu Mali ve Burkina Faso kökenli kuzeyli isyancılara sempatisini açıkladı ve Başkan Gbagbo’nun Sırp lideri Milosevic gibi devrilmesi gerektiğini açıkladı.[31]

19 Eylül 2002’de başlayan çatışmalarda kısa süreli ateşkesler olsa da Ekim ayından sonra özellikle başkent Yamoussoukro’nun batısında önemli bir ticaret şehri ve kakao endüstrisinin merkezi olan Daloa’nın ele geçirilmesi için şiddetli çarpışmalar oldu. Şehirde hükümet güçlerinin saldırılarıyla geniş çaplı katliamlar yaşandı.

Başkan Gbagbo, 2003 Ocak ayında Fransa’nın girişimiyle Paris’in 30 km güneyindeki Linas-Marcoussis şehrinde başlayacak barış görüşmelerine katılmayı ve ortak hükümet kurmayı kabul etti. Linas-Marcoussis barış anlaşmasına göre, Başkan Gbagbo yetkilerinin bir kısmını kurulacak olan Ulusal Birlik Hükümetine devredecek, yeni hükümet kuzeyli bir Müslüman bir diplomat olan Seydou Dierra[32] tarafından idare edilecek, yeni kabinede dokuz bakanlık olacak ve bu bakanlıklar başkanın taraftarları, muhalefet partileri ve isyancılar arasında paylaştırılacak, isyancılar silahlarını bırakmaya zorlanacaklar, anlaşmanın uygulanması için uluslar arası bir gözlemci heyet oluşturulacak, oluşturulan hükümet silahlı güçlerin yeniden organizasyonunu temin edecek ve hiçbir surette ulusal sınırlardan taviz verilmeyecek, hükümet eylemlere karışan ve sürgünde olan tüm askerlerin af ve özgürlükleri için gerekli tedbirleri alacak, hükümet altı ay içinde kabul edilebilir bir yol ile vatandaşlık sorunlarını çözecek bir kanun teklifi hazırlayacak, hükümet başkanın beş yıllığına ve en fazla bir dönem daha seçilmesine olanak tanıyacak ve başkan adayının da mutlaka Fildişi kökenli olmasını zorunlu kılacak bir teklif hazırlayacak ve son olarak hükümet tüm partilerden ve kabul edilebilir kişilerden oluşan bir insan hakları komisyonu kuracak.[33]

Anlaşma isyancılar tarafından desteklenirken ve uygulanması talep edilirken güneyli Hıristiyan gruplar geniş gösterilerle barış anlaşmasını protesto ettiler. Muhalefet partileri de Fransa’nın aracı olduğu anlaşmaya isyancılarla gücü paylaşmamak istediklerini söyleyerek karşı çıktılar.[34] Hatta protestolar o noktaya geldi ki, özellikle savunma ve içişleri bakanlarının kuzeylilerden seçilmesi dolayısıyla, Abidjan’daki Fransızlara ait işyerleri tahrip edildi, ülkede şiddet tırmandı. Bu sebepler başbakan olarak tayin edilen Diarra Fildişi Sahilleri’ne bir süre gelemedi.[35]

BM Güvenlik Konseyi oybirliği ile aldığı 1464 numaralı kararla Fransız ve ECOWAS güçlerinin barışı koruma inisiyatifini desteklediğini duyurdu ve tarafları imzalanan anlaşmaya uymaya davet etti. Güvenlik Konseyi kararla Faransız ve ECOWAS güçlerini[36] kendilerini korumak ve sivillerin güvenliğini temin etmekte tam desteklediğini açıkladı. Konsey bu kararını BM Şartının VII. Bölümüne dayandırdı.[37]

BM Güvenlik Konseyi ülkedeki barış ve güvenliğin tehlikede olduğu düşüncesiyle Mart 2003’teki Genel Sekreter raporuna da atıfla 13 Mayıs 2003’te aldığı bir kararla BM Fildişi Sahilleri Misyonu (MINUCI) oluşturdu.[38] Karara göre, misyonun yetkileri şöyle sıralanabilir: Misyon, BM Özel Temsilcisi’ne askeri konularda tavsiyelerde bulunacak, Liberyalı mülteciler de dahil olmak üzere askeri durumu gözlemleyecek ve durumu özel temsilciye rapor edecek, Fransız ve ECOWAS güçleri arasında bağlantı kuracak ve gelişmeleri özel temsilciye rapor edecek, aynı zamanda askeri güçler arasında güven ve emniyeti tesis etmek amacıyla, Fransız ve ECOWAS güçleriyle işbirliği içerisinde, özellikle helikopter ve hava saldırılarından duyulan endişeyi gidermek için hükümet güçleri (FANCI) ve yeni güçler (isyancı gruplar) arasında da bağlantılar kuracak, hükümete tavsiyelerde bulunmak ve Fransız ve ECOWAS güçlerini desteklemek için silahsızlanma, gelecekteki görevlerin belirlenmesine yardımcı olacak verileri toplamak ve tüm bu konularda Genel Sekreter’in özel temsilcisine rapor sunacak.[39]

Mayıs 2003’te Fildişi Sahilleri Milli Ordusu isyancı güçlerle ateşkes imzaladı. Temmuz ayında başkanlık sarayında taraflar savaşın sona erdiğini ilan ettiler. Ağustos ayında Başkan Gbagbo’ya suikast planladığı gerekçesiyle bir grup paralı asker gözaltına alındı.

Bölgesel ve uluslar arası müdahaleye rağmen ülkede şiddet ve bölünme durmadı. Her iki taraf da çatışmaya tekrar başlamakla birbirlerini tehdit ettiler. 2003 Eylül’ünde isyancılar, Başkan Gbagbo’nun barış anlaşmasını uygulamada iyi niyetli olmadığını söyleyerek hükümetten çekildiler. BM misyonu, silahsızlanma ve anlaşmanın uygulanmasını temin etmekte başarısız oldu. Başkan Gbagbo, Fransa’yı isyancılara destek vermekle suçladı.[40]

BM Güvenlik Konseyi, 27 Şubat 2004 tarihinde aldığı kararla politik bir misyon olan MINUCI yerine, BM Şartı’nın VII. Bölümüne dayanarak yeni bir barış gücü operasyonu oluşturdu. Ülkede barış ve güvenliğin tehlikede olması sebebiyle oluşturulan BM Fildişi Operasyonu (UNOCI)’nin 4 Nisan 2004’te göreve başlaması karara bağlandı ve operasyona Ocak 2003’te imzalanan barış anlaşmasının uygulanmasını kolaylaştırma yetkisi verildi. Yerini aldığı misyon olan MINUCI’ye göre çok daha fazla sayıda asker ve sivil personelle oluşturulan UNOCI’nin yetkileri şu başlıklar altında düzenlendi: 1. Düşmanlıkların sona ermesini ve silahlı grupların hareketlerini gözlemleme, 2. Silah bırakma, geri dönüş, görevden alma, yeniden iskân, yeniden bütünleşme, 3. Silahlı grupların silah bırakması ve silahların sökülmesi, 4. Seçmen kaydı için vatandaşların kimliklerinin belirlenme operasyonu, 5. Güvenlik sektöründe reform, 6. BM personelini, kurumlarını ve sivilleri koruma, 7. Silah ambargosunu gözlemleme, 8. İnsani yardımları destekleme, 9. Devlet yönetiminin yeniden konuşlanmasına destek olma, 10. Seçimlerin açık, özgür, adil ve şeffaf bir şekilde gerçekleşmesi için organizasyonu desteklemek, 11. İnsan hakları sahasında yardımcı olmak, 12. Halkı bilgilendirme, 13. Kanunların uygulanması ve düzen.[41]

Görev süresi ülkedeki istikrar sağlanamadığı ve öngörülen seçimler gerçekleşip bütünleşme hedefine ulaşılamadığı için devamlı uzatılan UNOCI[42], 6240 askeri personel, 200 askeri gözlemci, 350 polis memuru, 435 uluslar arası sivil görevli, 529 yerel görevli, 119 BM gönüllüsü ile göreve başladı. Daha sonra 30 Eylül 2009 tarihinde operasyon güçlendirildi ve 8240 üniformalı personele sahip hale getirildi.[43]

Aralık ayında Abidjan’da devlet televizyonu binasına saldırı düzenlendi ve 19 kişi öldürüldü. 2004 Mart ayında Başkan Gbagbo aleyhindeki muhalefet mitinginde şiddetli çatışmalar çıktı.

Mayıs ayında BM yayınladığı raporda 120’den fazla insanın öldüğünü, 274 kişinin yaralandığını ve 20 kişinin de kaybolduğunu ve ülkede işkence ve infazların gerçekleştiğini açıkladı ve silahlı kuvvetleri ve Gbagbo yanlısı paramiliter güçleri suçladı.[44] BM, olayla ilgili yayınladığı raporunda, 3 gün içinde gerçekleşen ve çoğunluğu kuzeylilerin öldürüldüğü katliamın devletin en yüksek organlarında özenle planlandığını açıkladı.[45] Yeni Güçler bu tarz ayrımcılıkla mücadele ettiklerini açıkladılar. Bu olaylar üzerine kuzeyi kontrol eden Yeni Güçler’in bağımsızlık ilan edebilecekleri söylentisi yayılırken Yeni Güçler’in lideri Guillaume Soro, Fildişi Sahilleri’nin tek ve bölünemez olduğunu ifade ederek bu teklifi reddetti.[46]

Uluslar arası kamuoyunun Fildişi Sahilleri’ndeki durumdan dolayı taraflara baskısı arttı ve pek çok Afrika ülkesi ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın da talebiyle tüm taraflar Gana’nın Accra şehrinde bir araya geldi. Yeni Güçler bunun da Gbagbo’nun taktiklerinden biri olduğunu iddia edip başlangıçta toplantıya katılmayı sonradan kabul etti. Anlaşmanın esas unsurunu Batı Afrikalı göçmenlerin Fildişi kimliği almasını kapsıyordu. Anayasal bir düzenleme gerektiren bu karara göre hem sözkonusu göçmenlerin miras bırakabilmeleri hem de Fildişi kökenli olmayanların da başkan olabilmelerinin yolu açılıyordu. Anlaşma ayrıca silah bırakma sürecinin bir an evvel başlamasını öngörüyordu. Son olarak anlaşma Başkan Gbagbo’dan Başbakan Diarra tarafından kontrol edilen güçleri yeniden düzenlemesini ve daha önce açığa alınan üç bakana görevlerini iade etmesini istedi. Anlaşmanın uygulanmasının BM ve ECOWAS yetkililerince takip edileceği karara bağlandı.[47]

Fildişi Sahilleri hava kuvvetleri, Rus yapımı Sukhoi jetleriyle, 2004 Kasımında önce (4 Kasım) Bouake şehrinin alt yapısını çökerten ve 40 kişinin yaralandığı, sonra da (6 Kasım) dokuz Fransız askerinin de öldüğü bir hava saldırısı düzenledi. Eş zamanlı olarak Gbagbo yanlısı Genç Vatanseverler militanları Abidjan’daki muhalefete ait gazete binalarını ve bir BM aracını yaktılar. BM bunun üzerine silah ambargosu kararı aldı, insani operasyonlarını askıya aldı. Başbakan Soro, diplomasinin artık bir seçenek olmaktan çıktığını ifade etti.

2004 Aralık ayında Linas-Marcoussis anlaşmaları gereğince parlamento, başkan adayının Fildişi Sahilli olması zorunluluğu da dâhil olmak üzere reform paketini onayladı.

28 Şubat 2005 tarihinde Gbagbo yanlısı 87 silahlı militan, isyancı Yeni Güçler’in Logouale şehrindeki üslerine saldırı düzenlemek istedi. BM barış gücü tarafından durdurulan saldırılarda 19 kişi öldü, 40 kişi yaralandı. Yeni Güçler’de hükümete karşı güvensizlik yine tırmandı. BM, barış gücüne 1200 ilave asker daha gönderdi. Bu olayların üzerine yeni bir müzakere süreci başlatıldı. 2005 Nisan ayında Güney Afrika’da gerçekleştirilen müzakereler sonunda hükümet ve isyancı gruplar bir kez daha çatışmalara “acil ve kesin bir son vermek” üzerinde anlaştılar. Ancak çok geçmeden Haziran ayında Duekoue şehrinde 100’den fazla insanın öldüğü büyük bir katliam yaşandı.[48]

Ülkedeki BM Misyon Şefi Pierre Schori, durumu şöyle özetliyor: “Fildişi Sahilleri pek çok Machiavelli ve bıçağın olduğu bir ülke. Burada Machiavelli’nin politik anlayışı var fakat bıçağın vahişiliğini kullanmakta tereddüt etmiyorlar. İnsanlar çok korkuyor.” Fildişi Sahilleri savaşla barış arasında askıda kalmıştı, ülke ekonomisi aksıyordu, alt yapı çökmüş ve ülkenin geleceği belirsizleşmişti.[49]

Fildişi Sahilleri’ndeki tüm yıkım ve çöküntüye rağmen savaştan menfaat elde eden, her sahada geniş çıkar çevreleri doğdu. Kriz derinleştikçe ekonomik, siyasi ve sosyal menfaat şebekeleri daima iki tarafta da barışa yönelik motivasyonun gücünü kırmıştır. Sıradan insanlar bir an evvel barışın hakim olmasını isterken bu gruplar “ne savaş ne barış” diye nitelendirilebilecek olan durumun devamını arzuluyorlardı. Durum devam ettikçe, kriz daha da ciddileşti. [50]

Ekim ayında yapılması planlanan seçimler Başkan Gbagbo’nun kendi görev süresinin uzatılmasına dair kanun teklifi sebebiyle bozuldu ve BM Gbagbo’nun yetkisinin bir yıl daha uzatılmasına karar verdi. Aralık ayında arabulucular ekonomist Caharles Konan Banny başbakanlığa aday gösterildi. Kendisinden silahsızlanmayı sağlaması ve Ekim 2006’da seçimlerin gerçekleşmesi için gerekli organizasyonu yapması istendi.

BM’nin iç işlerine müdahale ettiği gerekçesiyle Gbagbo yanlıları 2006 Ocak ayında şiddetli sokak gösterileri düzenlediler. Şubat ayında 2002 Eylülündeki çatışmalardan bu yana ilk defa siyasi rakipler bir araya geldiler ve tekrar buluşmak ve anlaşmazlıkları gidermek üzere anlaştılar.

20 Eylül 2006’daki BM, Afrika Birliği (AU), ECOWAS, isyancılar ve hükümet arasındaki mini bir zirve Gbagbo’nun boykot tehdidiyle başarısız oldu. Gbagbo, barış güçlerinin ülkeyi terk etmesini istedi ve kendi barış planını teklif etti. Bu son durum, seçmen kayıtları ve silahsızlanmadaki zorluklar BM Güvenlik Konseyi’ni seçimleri 2007 Ekim ayına ertelemeye zorladı.[51]

2006 Aralık ayında bir darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlandığı açıklandı. Engellenen plana göre devlet başkanından, ordu komutanına kadar önemli kişilere yönelik suikastler de engellenmiş oldu. Gbagbo yanlılarına göre 4000 barış gücü askeri isyancılara yardım ediyordu ve darbeyi de bunlar destekliyordu.[52]

2007 Martında çatışmaların başladığı 2002 yılından beri ilk defa gerçek bir barış umudu doğdu. Burkina Faso’nun arabuluculuğuyla ve ECOWAS Başkanı olan Burkina Faso Başkanı Blaise Compaore’nin, ECOWAS’ın yetkilerine dayanarak yaptığı davetle Gbagbo Hükümeti ve Yeni Güçler arasında 5 Şubat ile 3 Mart arasında gerçekleştirilen görüşmeler sonucunda, 4 Mart 2007’de barış anlaşması imzalandı ve Guilleume Soro, başbakanlığa tayin edildi. Ouagadougou Barış Anlaşması (OPA) ile yeni bir süreç başladı. Ülke bütünlüğüne, daha önceki anlaşmalara ve BM Güvenlik Konseyi kararlarına saygı duymakla birlikte silah bırakma, seçimler için gerekli zemini oluşturma ve devletin yeniden yapılandırılması konusunda bir dizi kararlar alındı.[53]

Nisan ayında Başkan Gbagbo “savaşın sona erdiğini” açıkladığı sıralarda her iki tarafta güvenli bölgenin boşaltılması için harekete geçtiler. Ancak ilerleyen günlerde yardım kuruluşları çatışmaların olduğunu rapor ettiler.

Her şeye rağmen Mayıs ayında silahsızlanma başladı.

Haziran ayında Başbakan Soro, uçağına düzenlenen roket saldırısından kurtuldu.

Ekim ayında BM, ambargo kararlarını bir yıl daha uzatmaya karar verdi.

Aralık ayında isyancı güçler, birleşik devletin yeniden tesisi için cephelerden çekilmeye başladılar.

2008 Ocak ayında BM, 8000 askerden oluşan barış gücünün yetkilerini, seçimlerin yıl ortasında yapılmasını temin etmek için 30 Temmuz 2008’e kadar uzattı.[54] Aynı şekilde Temmuz ayındaki kararla da ülkedeki istenilen istikrar zemini sağlanamadığı için 2009 Ocak ayına kadar BM barış gücünün yetkileri tekrar uzatıldı.[55]

Ocak ayında çavuş Ibrahim Coulibaly liderliğindeki on kişi darbe teşebbüsünden dolayı tutuklandı. 2008 Mayıs’ında kuzeyi kontrol altında tutan güçler silah bırakmaya başladılar. Temmuz ayında Fildişi Sahilleri yasadışı balıkçılıkla mücadeleyi felce uğrattığı için, BM’nin uyguladığı silah ambargosunu kınadı.

BM, 2008 Ekim ayında elmas ticareti dâhil tüm yaptırımları bir yıl uzattığını ve seçimler gerçekleştirildiği takdirde gözden geçireceğini açıkladı. [56]

Fildişi Sahilleri, Ekim 2005’ten beri çatışma elmaslarının ihracatının yasaklandığı ve BM ambargosu altındaki tek ülke. Uluslararası ithalat-ihracat kontrol sistemleri ve Kimberley Sertifikasyon Sistemi (KPCS)[57] gibi düzenlemeler olsa da saf elmas kaçakçılığı devam ediyor ve bu da ambargonun uygulanmasını zorlaştırıyordu. İlk defa 1927-1947 arasında elmas bulunan Fildişi Sahilleri, 1990’lı yılların başında Liberya ve Sierre Leone’deki iç savaşlar sırasında elmas ticaretinde önemli bir geçiş yolu idi. 2002’den beri kuzey bölgesini kontrol eden Yeni Güçler çatışma elmaslarını Gine, Mali ve Gana’ya ihraç ediyorlar. Bu durum hem KPCS sisteminin prestijini sarsıyor hem de silahlanma için finansman sağladığı için çatışmayı besliyordu.[58]

2008 Kasım ayında Başkan Gbagbo ve Balbakan Soro seçmen kayıtlarının tamamlanmadığı gerekçesiyle seçimleri bir yıl daha erteleme kararı aldılar. 2009 Mayıs ayında başkanlık seçimlerinin 29 Kasım’da gerçekleştirileceği ilan edildi.

2009 Temmuzuna gelindiğinde geçen iki yıl boyunca OPA’nın uygulanmasında ciddi bir adım atılamadı. Uluslar arası Kriz Grubu 2 Temmuz’da yayınladığı raporunda anlaşmanın ciddi bir tehdit altında olduğunu ve adil, açık, özgür ve şeffaf seçimlerin yapılmasının krizin sona ermesi için yeterli olamayacağını, silah bırakmanın ve yeniden birleşmenin de bir an evvel gerçekleşmesi gerektiğini ve anlaşmanın yeni bir momentuma ihtiyacı olduğunu açıkladı. Raporda krizi sona erdirecek tavsiyeler şöyle sıralandı: 1. Seçimlerin gerçekleştirilmesi için öngörülen 68 veri toplama merkezi bir an evvel açılmalı. Bağımsız Seçim Komisyonu seçmen kartlarının dağıtılması ile alakalı detaylı planını sunmalı ve halk konu hakkında bilgilendirilmeli. 2. Gbagbo ve Soro, ulusal orduda reformu gerçekleştirmek için, kendi güçlerinin birleşik polis ve jandarma kuvvetlerine entegrasyonunu hızlandırmalı. İki taraf da silah bırakmaya paralel olarak cephane teslimatını da gerçekleştirmeli. 3. Başbakan Soro, kabinesini tecrübeli ve uzman kadrolarla güçlendirmeli. Yıl bitmeden tüm ülkede tek bir yönetim oluşturulmalı. Belediye başkanları ve valiler mali ve lojistik yönlerden tüm ülkede eşitlenmeli ve özellikle kuzey bölgesinde sivil otoriteler güçlendirilmeli. Kuzey sınırları, isyancı güçlerce değil, ulusal polis güçleri ve gümrük görevlilerince kontrol edilmeli. 4. BM Güvenlik Konseyi, Fildişili liderlere ve Fransa’ya özgür, şeffaf ve barışçıl seçimlerin gerçekleşmesine katkıda bulunmaları için baskısını artırmalı.[59]

30 Temmuz 2009’da BM Güvenlik Konseyi, 29 Kasım’da seçimlerin güvenle yapılabilmesi için barış gücünün süresini 31 Ocak 2010 tarihine kadar uzattığını açıkladı.[60] Aynı ayın sonunda kuzeydeki güçler on bölgenin idaresini sivil yönetimlere devrettiler.[61]

Kasım ayının başında, 2005’te yapılması gereken ancak defalarca ertelenen ve nihayet 29 Kasım’da yapılması planlanan seçimlerin bir kez daha ertelendiği açıklandı. Gerekçenin seçmen listelerinin yayınlanamaması olduğu ifade edildi.[62]

BM Güvenlik Konseyi kararlarında özellikle vurgulanan ve krizin başladığı 2002’den beri ülkede gittikçe tırmanan bir diğer dikkat çekici problem de insan hakları ihlalleri olmuştur.[63] Konuyla ilgili insan hakları örgütlerinin yayınladığı raporlar, her iki tarafta da ciddi suistimaller ve insan hakları ihlallerinin olduğunu göstermektedir. Binlerce insanın katledilmesi, yüz binlerce insanın evsiz kalması, tecavüz, işkence, gasp ve yağma gibi pek çok insan hakkı ihlali yedi yıldır devam eden çatışmanın insanî bedeli olmuştur.[64]

 

Sorunun Dünya İçin Önemi

15 ülkeli Batı Afrika bölgesi 240 milyon civarında nüfusuyla dünyanın en fakir bölgesidir. 22 en az gelişmiş ülkenin 12’si bu bölgede. Zayıf yönetimler, çökmüş devletler, devamlı etkinliğini artıran mafya ve çeteler, uyuşturucu ve silah ticareti, silahlandırılan ve kullanılan genç nüfus bu devletlerin ortak özellikleridir.[65] Bununla birlikte bölge, doğal kaynaklar yönünden oldukça zengindir. Dünya kakao üretiminde birinci sırada olan Fildişi Sahilleri, kahve, kauçuk, elmas ve altın rezervleri bakımından da geniş rezervlere sahiptir.[66] Fildişi Sahilleri’ndeki çatışmanın bir türlü sonuçlandırılamamasının altında yatan önemli bir sebep de tarafların ve dolaylı olarak bu kaynaklara ilgi duyan devletlerin bu doğal kaynakları kontrol etmek istemeleridir.[67]

Fildişi sahillerindeki çatışma, ülkenin doğal kaynaklarının ülke ekonomisine veya bölge halkına bir fayda sağlamasına ve dünya ekonomisine kazandırılmasını önlemekte ve fakat yerel güçlerin elinde savaşı finanse etmek için kullanılması için gerekli zemini oluşturmaktadır.

Bölgedeki herhangi bir çatışma diğer bütün ülkeleri doğrudan veya dolaylı bir şekilde etkilemektedir. Bölge ülkelerinden gelen paramiliter gruplar çatışmalarda yer almakta ve istikrarsızlığa kuvvet vermektedir. Ayrıca milyonları bulan mülteciler tüm bölgenin refah ve istikrarını tehdit etmekte, açlık, yoksulluk ve birçok insan hakları ihlaline sebep olmaktadır. Çatışma bölgesel etkiler doğurduğu için krizin başından beri ECOWAS’ın öncülüğündeki bölgesel inisiyatifler ve müdahaleler hiç bitmemiştir.

Fildişi Sahilleri’nin yakın tarihi, diğer Afrika ülkelerinden farklı ama Sierre Leone ile benzerliklere sahiptir. Sierre Leone geçmişte İngiltere’nin sömürgesi iken Fildişi Sahilleri Fransa’nın sömürgesi idi. Çatışma sırasında da İngiltere’nin Sierre Leone’deki etkinliğine benzer şekilde Fransa da Fildişi Sahilleri’nde etkin olmuştur. Fransa’nın ülkeye ilgisi, en büyük ithalatçı ülke olmasından dolayı olabileceği gibi, büyük bir soykırıma mani olmak istemesi yahut eski kolonyal güç sorumluluğundan da olmuş olabilir. Tüm bu sebeplerden dolayı Fransa krizin başından beri 4000 askerini bölgeye konuşlandırmış, BM’deki tüm kararların öncüsü olmuş ve süreç içerisinde en önemli aktör olmuştur.[68]

Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin de Fildişi Sahilleri’ne yönelik politikası, Sierre Leone’dekine benzer şekilde daima eski kolonyal gücü yani Fransa’yı desteklemek şeklinde gelişmiştir. ABD’ye göre Fildişi Sahilleri, Nijerya ile birlikte bölgenin kilit ülkesidir. (Çatışmadan önce) 17 milyon nüfusuyla sahra altı Afrika’nın dördüncü büyük ekonomisidir ve bölgenin en istikrarlı ve en başarılı ülkesidir. Abidjan, önemli bankaları, gelişmiş limanı ve yol sistemi ile Batı Afrika’nın ekonomik merkezi haline gelmiş ve kuzeydeki ülkelere ulaşmanın yegâne kapısı haline gelmişti. ABD, Fildişi Sahilleri’ne bu faktörlerden dolayı önem vermekle birlikte buradaki krizin Sierre Leone’deki gibi sadece elmas ve diğer doğal kaynakların paylaşımından kaynaklanmadığını, farklı pek çok sebebin bulunduğunu tespit ederek, herhangi bir Amerikan alternatifi olmadığı için Fransa’yı daha çok destek olmak şeklinde politikasını belirlemiştir.[69]

Fildişi Sahilleri’ndeki sorunun uluslararası boyutlarından bir başkası da etnik ve dinî ayrımcılık sebebiyle devamlı baskı ve haksız uygulamalara maruz kalan kuzeyli Müslüman nüfusun, hem bölgedeki hem de diğer kıtalardaki İslam ülkelerini etkileme kapasitesinin olmasıdır. İslam Konferansı Teşkilatı (İKT)’ye 2001 Temmuz ayında üye olan[70] Fildişi Sahilleri’ndeki sorun henüz İslam ülkelerinin gündeminde gerektiği kadar yer bulamasa da, önümüzdeki süreçte bu bölgedeki istikrarsızlığın ve özellikle Müslüman nüfusun haklarının İslam ülkelerinin gündemine dâhil olma ihtimali fazladır. Nitekim Kasım 2009’da İstanbul’da gerçekleştirilen İslam Konferansı Teşkilatı Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi (İSEDAK), zirve toplantısında Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Mali, Kamerun, Uganda ve Nijer gibi İSEDAK üyesi olan Fildişi Sahilleri’ne de büyükelçilik açmak istediklerini açıkladı.[71] Bu ve benzer girişimler sorunu sadece Fransa ve ABD’nin ilgi sahasından çıkaracak, İslam ülkelerinin de gündeminde yer edinmesine sebep olacaktır.

 

Sonuç

Fildişi Sahilleri’nde Eylül 2002’de patlak veren ve günümüze kadar farklı yoğunluklarda seyreden ve birçok yönden çatışma potansiyeline sahip sorunun çözülmesi sadece siyasi faktörlere bağlı değildir. Yeniden ülke bütünlüğünün sağlanıp silahsızlanmanın gerçekleşmesi, ülkenin, kökenleri derinlerde olan krizden kurtulması için yeterli olmayacaktır. Fildişi Sahilleri’nin multi-etnik yapısı ve Fransa’nın kolonyal dönemdeki politikaları ve sonra da yakın tarihte yerel liderlerin uygulamalarıyla iyice belirginleşen dinî ve kültürel ayrımcılık sonucu ortaya çıkan bölünmüşlük durumunun sağladığı zayıflık ile kuvvetli doğal kaynaklarının verdiği zenginlik, ülkeyi yönetilmesi zor krizlere açık hale getirmiştir. Bölgesel ve küresel oportunistler, yerel çıkar grupları ve güçler bu durumu kullanıp krizden kâr elde etme yarışına girmişlerdir.

Fildişi Sahilleri hükümetlerinin 1990’lı yıllardan sonra artan milliyetçi yaklaşımı Fildişi Sahilleri’ni bunalıma sürüklemiş, şu an devam eden ve seçimlerin dört yıldır ertelenmesine sebep olan, seçmen kayıtlarının yapılması ve ilan edilmesi dahi bu bakış açısının sonucu olarak tamamlanamamıştır. Sonuçta, bağımsız komitelerce düzenlenen ve denetlenen, her kesimin tatmin olacağı adil, özgür ve şeffaf bir seçim oluncaya kadar bu karışıklık devam edecektir. Kimlik sorununun çözülme eğilimine girmesi sorunu derinleştiren diğer faktörlerin de etkisini azaltacaktır.

Çatışma sonrası barış inşa etmenin ve devleti yeniden organize etmenin tüm güçlükleri Fildişi Sahilleri için de geçerlidir. Fildişi Sahilleri’ndeki BM, ECOWAS ve Fransa tarafından gerçekleştirilen uluslararası müdahalenin ve bu müdahale ile gerçekleştirilen önceki üç anlaşmanın uygulanamaması ve şu anki nispeten çözüm eğilimli durumu netice veren ve bölgesel hatta tamamen çatışmanın taraflarınca oluşturulan bir inisiyatif ve anlaşma olan OPA’nın başarılı olma ihtimali bir kez daha dışarıdan müdahale ile çatışma bölgelerinde kalıcı istikrar ve barışın gerçekleşmesinin zorluklarını göstermiştir.

Defalarca ertelenen seçimlerin bir kez daha ertelenmesi umutları 2010 senesine bırakmıştır. Afrika’nın en istikrarlı ve başarılı ülkesinin yeniden eski günlerine dönmesi, tarihi birtakım ezberleri bozup, çok kültürlü hayatı hazmetmesine ve bu harmoni ile bölge ve kıta ülkelerine entegre olma kabiliyetine bağlıdır.

[1] Andrew Simpson, Language&National Identity in Afrika, Oxford University Press, New York 2008, s.173,174

[2] Andrew Simpson, a.g.e., s.173

[3] http://news.bbc.co.uk/2/hi/africa/country_profiles/1043014.stm

[4] “Frankofon: 1. Fransız taraftarı, Fransa sempatizanı. 2. Fransız sömürgesi olmuş ve Fransız kültürünün etkisinde kalmış ülkeler.” (Bkz. Doğan B%C